Dünya üzerinde başarısız olabileceğimizi hiç düşünmedik diyen Portecho üyeleri, bunun sebebini Osmanlıdan kalan gururumuza bağlıyor ve Kıbrıs mı birleşiyor? derken bir yandan Ermenistanla ilişkiler düzeliyor, her gün bir tarih yazılıyor diyorlar.
İSTANBUL - Birçok insan onların Türk olabileceğine hâlâ inanmıyor. Biraz görünüş, biraz tavır ve biraz da İngilizce sözlü müzik yapıyor olmaları buna sebep teşkil ediyor olabilir. Oysa Portecho üyeleri Deniz Cuylan ve Tan Tunçağ, hippi kültüründen gelen Türk ailelerinin elit çocukları olarak nitelendiriyor kendilerini. Elitiz ama pek de ayrıcalıklı bir halimiz yok diyor, seksenlerin depresyonunu, Özala ister istemez teşekkürlerini, kimlik problemlerini anlatıyorlar Karın Ağrısına. Röportajın sonuna gelip de ütopyalarını sorduğumuzda ise Türkiyenin dünya üzerinde bir birleştiriciliğe soyunması gerektiğini savunuyorlar.
Tan: Türkiyenin Avrupa içindeki yeri bizim için çok önemli. Aslında en çok tartıştığımız konuşlardan biri de bu. Gün bazında, Kıbrısın durumu, Ermenistanla ilişkilerdeki olumlu gelişmeler filan. Mesela ben bu yaz iki kez Yunanistana gittim. Sonrasında da Türk-Yunan ilişkileriyle ilgili kitaplar okudum. 1900lerin başından beri neler olmuş, aman canım, öpüşün barışın diyecek kadar basit şeyler mi yoksa sarılması zor yaralar mı var? Onları düşündüm. Ermenistanla da olaylar aynı. Elli sene öncesinde birbirini kesen Avrupa şu anda bir birlik içinde yaşayabiliyorsa biz neden komşularımızla aynı ilişkiyi kuramıyoruz? Bunu düşünmek lazım ki bence en önemli faktör, din. Aslında Türk-Yunan ilişkilerinde ya da Ermenistanla olan ilişkilerdeki en basit sorun belki de din. Türk-Yunanistan ilişkisi Pakistan-Hindistan ilişkisi gibi de değil ki. Nazım Hikmetin Kuva-i Milliyesinde vardır mesela. Vurduğun asker komşun Mihail çıkabiliyor. Çok trajik durumlar bunlar.
Sadece Yunanistanı değil, diğer komşularımızı da düşünürsek her sorunun temelinde din mi var sence? Tan: Türkiye her açıdan önemli bir konumda bence. Coğrafi ve kültürel açıdan. Bir taraftan örnek olmaya oynuyor Türkiye. Çünkü birçok kültür burada yaşıyor. Yaşayabiliyor. Güneydoğudaki sorunları ise tek bir kelimeyle özetlemek zor. Deniz: Burdaki zorluk bence Türk insanının kimliğini tek bir paragrafta özetliyor olamaması. Anayasayla ilgili bu kadar sıkıntı olmasının da sebebi bence bizim ortak bir sözleşmemiz olmaması. Bu, imparatorluktan ulus devlete geçen her millette söz konusu. Ya Fransada olduğu gibi kanlı devrimlerle geçişler oluyor ya da bir takım liderler çıkıyor ve totaliter şekilde değişimler oluyor. Bizde de ordu bu değişimlerin öncüsü oldu hep. Dolayısıyla hiç kimse aslında bu soruyu kendi kendine soracak zamanı bulamadı. Çünkü bunları bizim yerimize soran birileri vardı. Bu aslında çok büyük rahatlık sağlıyor. Kendi sınırlarınız içinde birilerinin sizin kimliğinizi belirliyor olması kolaylık sağlayabilir ama başka toplumlarla iletişime geçtiğiniz anda zorluklar başlıyor ki küreselleşme ile birlikte kimlik üzerinize üzerinize gelen bir konu haline geliyor. Egeliler İç Anadolu insanı tarafından bile gavur olarak görülüyor. Bu çok önemli bir soru. Bırakalım Yunanistanı, İzmirdeki yaşam şekliyle bile sorunları olan insanlar var. Bu kimlik problemi bence gelecek 10 senemizi belirleyecek bir sorundur.
Küreselleşmenin gücünden, sınırların ortadan kalkmasından bahsederken kimliğin devlet düzeninde ne derece önemli olduğunu düşünüyorsunuz? Avrupada da, Amerikada farklı kültürden insanlar bir arada yaşıyorken neden Türkiyede kimlik bu derece önemli bir problem haline geliyor? Tan: Bugün Avrupa Birliğinde de aynı sorun var. Bu topluluk içinde olalım ama Fransız kimliğimizi de koruyalım diyorlar. Bugün bu soruyu bu birliği kuran devletlerden biri sorabiliyor. Bizim Fransadan farkımız, daha yeni yeni dışarıya açılıyor olmamız. Benim çocukluğumda bile Marlboro sigarası bulunmazdı. Şişe Coca Cola, Fruko ve Gülüm Süt dışında pek bir alternatifimiz yoktu.
80LER; SÜMERBANK, SİYAH ÖNLÜK VE DEPRESYON Bu kayıp mıydı sence? Tan: Bakkala girdiğimde nerdeyse beş tane ürün olurdu. Nerdeyse komünist bir ülke gibi. Ben bir yerde gidip Budweiser içmeyi seviyorum. Eski dönemleri aramıyorum o yüzden. Hatta seksenler bana biraz da depresif geliyor. İyi ki bu yaşımda seksenlerde yaşamıyorum diye çok düşünüyorum. Türk filmlerini bile izleyince içim sıkılıyor. Yeni Karamürsel dönemleri filan. Deniz: Bir de tabii tam seksenler sonrası bizim annelerimizin babalarımızın çok gergin olduğu dönemlerdi. Politikayla ilgili aklımızda kalan bütün anılar çok acı. O yüzden bundan kurtulmak istiyorsunuz. Özalla birlikte Türkiyeye birçok şey geldi diye ister istemez seviniyorsunuz. Buna sevinmemek elde değil. Giden bir sürü şey için de üzülüyorsunuz ama bu zaten sizin karar verebileceğiniz bir süreç değil. O kadar güçlü bir ülkede değilsiniz. Tibete bağımsızlık verin diye bağırıyoruz, YouTube kapanmasın diye protesto edebiliyoruz ama bir yandan da röportajda bir şey söylerken bile aman başıma bir şey gelmesin diye tedirgin olabiliyoruz. Bunların hepsi o günlerden kalma. Seksenler bizim için Sümerbank, siyah önlük ve depresyon dönemi.
Bu kadar dünyaya açılabilen bir nesilken neden otokontrol koyuyoruz kendimize? Deniz: Avrupada olan Türkiyeyle ilgili her kültürel aktivite Türkiyenin göçmen politikası üzerinden ayırdığı fon üzerinden yürüyor. Bu yüzden biz dünyaya kültürel anlamda ne satıyorsak onu mutlaka kimlik anlamında değerlendiriyor olması lazım ki Portechonun İngilizce müzik yapmasının sebebi de İngilizce müziğe olan ilgi değil, kimlikle ilgili bir sorudur. Tan: Yurtdışında da bu soru bize hep sorulur. Avrupada verdiğimiz konserlerde mesela nerdeyse bizi fesli bekliyorlar. İlla ki etnik bir şeyler olması gerekiyor diye düşünüyorlar. Halbuki Finlandiyadan çıkan bir gruptan Finlandiya halk müziği bekliyor muyuz? Hayır. Ama nedense Türkiyeden öyle bir beklenti var. Çünkü hâlâ böyle bir imaj var.
Neden hâlâ etnik öğelerimiz ön planda ve küreselleşme çağı içinde yerimizi alamıyoruz sizce? Deniz: Bu biraz da bizim cahilliğimizden kaynaklanıyor. Mesela İsveçte bir arkadaşım annemle babamın boşandığını öğrendiğinde bana nasıl olabiliyor diye sormuştu. Herhalde ülke dışında boşanıp öyle geri döndü, değil mi diye sordu. Çünkü böyle olmasa zaten annemin başına bir şey gelmesi gerekiyordu. Ben de kolejli ve üst orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak Hiç öyle şey olur mu, siz hiç Türkiyeyi tanımıyorsunuz diyerek laf anlatmaya çalıştım. Fakat daha sonra Türkiyeye döndüğümde fark ettim ki Türkiyede birkaç yer dışında boşanma o kadar da kolay bir şey değil. Bu, bizim gibi beyaz Türklerin pek bir şeyden haberdar olmadığımızı gösteriyor. Bir İngiliz gazeteci mesela Güneydoğuyla ilgili bizden çok daha fazla bilgili olabilir.
TÜRKİYEDE HER GÜN BİR TARİH YAZILIYOR Bu kişisel eksiklikler nereden kaynaklanıyor sizce? Deniz: Uzmanlaşma çağında yaşıyoruz ve bence her konuda biraz fikriniz olmalı ama belli konularda da uzmanlaşmanız gerekiyor ama Türkiyede herkes her konuda bilgili olmaya çalışıyor. Her konuyla uğraşıyoruz. Dikkat edin Başbakan her konuyla göğüs göğüse geliyor. Evdeki çocuklarla ilgilenmek zorunda değil ki.
Bırakalım Başbakanı. Siz kendinizi nasıl bir vatandaş olarak görüyorsunuz? Tan: Biz bütün bu düzenin kaçınılmaz sonucuyuz. Neden her şeyle ilgili bir fikrimiz var ki? Neden her şeyle ilgilenmek zorundayız ki? Türkiyede her saniye bir şey değişiyor. Bir dakika ya, Kıbrıs mı birleşiyor? derken bir yandan Ermenistanla ilişkiler düzeliyor. Bu ülkede her gün bir tarih yazılıyor.
Bu her şeyle ilgilenmek zorunda olmak hissi ağır mı geliyor? Deniz: Politik iktidarlar sizden ne kadar uzaksa siz de o kadar apolitikleşiyorsunuz. Siyasi olaylar ya da siyasi tartışma programları benim siyasi görüşlerimle uzaktan yakından alakalı olmadığı için küsmeye başlıyor ve kendimi aykırı hissediyorum. Üstelik burada elit diye görülsek de hâlâ hayatımızı kazanmaya çalışıyoruz ve pek öyle bir tarafımız da yok.
Bir vatandaş olarak sadece okuyup hayıflanmak yerine daha gerçek şeyler yapmak gerekmiyor mu? Tan: Aslında yapıyoruz ama çok da somut şeyler olmuyor yaptıklarımız. Siz mesela bu röportajı yaparak bir şeyler yaparken, biz de müziğimizle bir şeyler yapıyoruz. Deniz: Sadece bir şarkımızdaki Shall we try? sözleriyle bile yeterince şey anlatıyoruz. Hepimiz bir şekilde politik şeyler yapıyoruz. Ama çok ayrı durduğumuzun da bilincinde olmalıyız. Topluma dair işler çok şey yaptığımızı düşünüp kendimizi boy aynasında görmemeliyiz. Bizim evde tartıştığımız şeyler mesela Hürriyette olmuyor. Ama New York Timesda yer alan kabilelerle ilgili bir haberi evde tartışabiliyoruz. Böyle oldukça ister istemez yabancılaşıyorsunuz. Açıkçası biraz da hippi kültüründen gelen aileler içinde büyüdük ve onların mutlaka sol bir yaklaşımları vardı. Fakat temelinde tüm insanlar eşit olmalıdır, siz herkes kadar güçlüsünüz ve her şeyi yapabilirsiniz gibi bir iyimserlik var bizde. Bir İsveçliyle karşılaştığımız zaman bile bütün o kültürleri geride bırakıp ne düşünüyorsun bu tını hakkında? diye konuşabiliyoruz. Bu hippi kültürü de bizim afyonumuz. Bir de çok gururlu bir milletiz. Hindistanın İngiltereyle ilgili geçmişte büyük bir yarası var. Hindistan elitinden birinin profesör olup İngilterede bir tartışma programına katılması ve Hintli aksanını koruyarak konuşması bizden ayrı bir olay. Bizde ise hâlâ daha Osmanlıdan gelen kimseye bir şey açıklamak zorunda değiliz bakışı var. Duruşumuzda bile bu var. Hâlâ kendimize çok güveniyoruz. Bizi kurtaran şeylerden biri de o zaten.
BİR TÜRK DÜNYAYA BEDELDİR Bir Türk dünyaya bedel mi yani? Deniz: İnanırsan öyledir.
İnanırsak olur bence diyorsunuz yani. Deniz: Bence el ele tutuşalım. Bu arada bizim için bunlar Türk olamaz diyorlar ya, enteresan olur bunu dinleyicilerin okuması. Tan: Bu doğru bence. Biz mesela hiçbir koşulda Portechonun dünya üzerinde başarısız olabileceğini düşünmedik. Öyle bir opsiyon bile olmadı.
Ermenistanla ilişkilerin olumlu yönde gelişmesine bir futbol maçının sebep olmasına ne diyorsunuz? Deniz: Futbolun sadece futbol olmadığını bir kez daha gördük. Arjantin-İngiltere maçını hatırlarsanız o zaman iki ülke savaştaydı ve dünya kupasında maç yapmışlardı. Dolayısıyla futbol gerçekten önemli olabiliyor. Oraya giden gazeteciler de maçı anlatmaya gitmedi. Pasaport kontrolünden itibaren nelerle karşılaştıklarını yazdılar. Bence bu olayda diasporanın aradan çekilmesi önemli bir hareketti. Lobiler ve diaspora aradan çekilmezse insiyatifi ele alamıyorsunuz. O yüzden Türkiyenin bu hareketi bence çok hoştu. Ama bu olumlu gelişme hiçbir şekilde geçmişteki olayların aydınlanması gerektiği gerçeğini değiştirmiyor. O konu net bir şekilde ortaya konmak zorunda. Bence bu konu ortaya konduğu zaman da sadece Ermenistan ve Türkiye değil, Avrupadaki birçok ülkenin başı derde girecek. O yüzden de aslında bu konu hep bir problem kalıyor. Kıbrıs gibi. Aslında bunun problem olarak kalması birçok ülkenin işine geliyor. İşine gelmeyen ülkeler varsa bu Türkiye ve Ermenistan. Tan: Türkiye-Yunanistanın ilişkilerinin bir anda doğal bir afetle ilerlemiş olması da buna bir örnek. Ermenistanla Türkiyenin kurada çıktığı zaman Kafkasyadaki olayların patlaması da ilginç bir tesadüftü. Bence iki ülkenin de böyle bir uzlaşmaya ve bu konuyu çözmeye ihtiyacı var. Bu konuda bugün çok milliyetçi kesimler iki ülkenin uzlaşmasına ses çıkarırken 10 sene sonra her şey süt liman olabilir. Bu bana geçici bir endişe gibi geliyor.
Bütün bu gelişmeler nasıl bir anda baş gösterebildi sizce? Deniz: AKPyle birlikte birçok denge yerinden oynadı ve bazı şeyler daha açık konuşulmaya başlandı ama şunu da unutmamak gerek. Ermenistanla ilişkiler gelişirken kendi ülkemizde Alevilerle olan ilişkiler giderek kötüleşiyor. Demek ki AKPnin bu meseleye teorik anlamda bütünleşmiş bir bakış açışı yok ve teker teker olaylara göre karar veriyorlar. Dolayısıyla burada çok da demokratik bir ilişkiden bahsetmek mümkün değil.
Sizin ütopyanız ne olabilir? Tan: Bundan 10 sene önce konuşuyor olsaydık cevap bambaşka olurdu. Ama 11 Eylülden sonra belki de başka bir çağ başladı. Bir anda Türkiye çok stratejik bir noktaya geldi. Eğer doğru adımlar atarsa Türkiye dünya üzerindeki kültür farklılıklarından kaynaklanan savaşlara olumlu etkide bulunabilir. İsrail, Ermenistan, Kafkasya, İran Bütün bunların arasında enteresan bir noktadayız. İyi bir rol alabilirsek belki 2000 sonrası Türkiyenin kimliğini açıklamak için iyi bir veri bulabiliriz. Ve bence bu güzel bir kimlik olurdu. Birleştirici olmak güzel bir şey. Kendi içinde doğusu batısı farklı olmak yerine biz buyuz demek güzel bir şey. Doğusu batısı farklı ama mükemmel bir yer. Bu benim ütopyam.
Deniz: Türkiyede çok ciddi ayağı yere basan bir sol parti olmadığı sürece Türkiyedeki gelenekçi Müslümanlığın yükseleceğini düşünüyorum. Gerici hareketlerin sol eksikliğinden olduğunu düşünüyorum. Benim ütopyam, muhafazakar partilerin olması ama bir yandan da sol partilerin olmasıdır. Ben şu partiye oy veriyorum, şu gazeteyi okuyorum ama diğerlerine de saygı duyuyorum diyeceğim günü bekliyorum.
Arkadaslarin dedikleri bence yanlis
degil ancak ilk once biz kendi ulkemiz
icinde TC vatandaslari olarak birlessek
de, daha sonra diger dunya ulkelerini
birlestirsek nasil olur acaba? Barisi
once kendi ulkemize getirelim, Orta Asya
ve Kafkasya ikinci planda kalsin. Dunya
uzerinde hangi ulke "Once diger ulkeler
baris ve birlikteligi yakalasin, biz
sonra yakalasak da olur" diyor Allah
askina? Ama arkadaslarin pozitif
yaklasimi guzel tabi.
tuncay erol - İstanbul
15 Eylül 2008, Pazartesi 13:23
Güzel bir röportaj okumayalı epey
olmuştu. portecho nun söylediklerine
katılmamak elde değil. ülkesel ve ulusal
en temel çıkmazımız üretememek ya da
üretmemek. 80 ler ruh halinden çıkıp bir
şeyler üretmek bu ülke için zor
denilsede, portecho bunun yolunu da
röportajında biraz çiziyor. farkında
olmak. yaşadığının, çevrende
yaşananların,yaşanmışların farkında
olmak. ve tabii ki değişebilmeye açık
olmak.