Ahu Antmen (Sanat Tarihçisi)
YAZARIN ZİHNİNE GİREBİLECEĞİMİZ BİLET
Kavramsal sanatı en geniş tanımıyla ele alırsak ilkişkilendirilebilir belki. Çünkü Masumiyet Müzesi yalnızca bir roman değil, yalnızca bir edebi yapıt olarak tasarlanmış değil, aynı zamanda bir müze olarak da tasarlanmış bir proje. Orhan Pamukun anlattığına göre Çukurcumada iki yıl sonra açılacağını biliyoruz. Hatta romanın içinde (574. sayfasında) bu müzeye girebileceğimiz bir bilette veriliyor. O müzeye bizzat girebileceğimiz bilet sağlanmış. Bu yönünü ben oldukça ilginç buldum. Bu bilet bir anlamda gerçek bir bilet, yani Çukurcumada bu müze açıldığı zaman biz bu biletle gidip o 574üncü sayfadaki bileti damgalatıp o müzeye girebileceğiz. Gerçek bir bilet aslında ama bir de metaforik bir tarafı var. Kitabın genel olarak kavramsal sanatla ilişkilendirebileceğimiz yönü bence burada. Bu bilet aslında okura yazarın zihnine girebileceği bir bilet... Yazarın beynine girebileceği bir bilet.
Orhan Pamuk Masumiyet Müzesi projesiyle, bütün o eşyalarla nostaljik duyguyu algılamanın ötesinde bir yazar nasıl yaşar, nelere bakar, nelerden keyif alır, neleri biriktirir, bunu anlatmış. Bir yazarı gözlemciliği açısından diğer kişilerden ayıran nedir? Hatta Masumiyet Müzesindeki aşk hikayesinde, aşık Kemal karakterini, Kemal karakterinin o aşık haliyle dünyayı gözlemleme biçimini bir yazarın gözlemciliğiyle ilişkilendirmiş. Yani alt katmanlarda Pamukun bize sağladığı şey, bir yazar dünyası ve bu bilet bizi o yazarın dünyasına sokuyor. Bu açıdan çok ilginç. Öte yandan bugünün sanat ortamında çok tanımlı, çok kategorik gitmek zor.
Bugün kavramsal sanat yaptığını söylediğimiz sanatçılar edebiyata bakıyorlar, tiyatroya bakıyorlar, sinemayla ilişkileri var. Ayrıca bugün sanatla hayat arasındaki sınırlar giderek odaklaşmış durumda. Yani böylesi bir ilişkişkisellik söz konusu. Dolayısıyla bu bir kavramsal sanat yapıtı mıdır? Hani o şekilde bakmak yerine bugünün bir edebiyatçısı romanını kurgularken ne tür açılımdardan hareket ediyor, bu şekilde bakmak gerek. Bu kitapta kent kültürü var, popüler kültür var, sinema kültürü var. Pamuk biraz daha dinamik ve heyecanlı bir okur tasavvur etmiş, belki çok daha klasik bir romandan, bir edebi yapıttan ayrılabilecek yönü bu ama çok tanımlı bakmamak gerektiğine inanıyorum.
Beral Madra (Küratör)
ENSTALASYONA BENZER BİR İŞ AMA ENSTALASYON DEĞİL
Hemen aklıma 18. ve 19. yüzyıllarda müzelerin öncüsü olan bu Curiosity Cabinet denilen birçok farklı eşyanın toplandığı betimler geldi. Avrupadaki müzelerin temelinde bunlar yatıyor. Yani özellikle Asyaya, Avrupaya ilgisi olan Avrupalılar merkezci bir bakış açısıyla bunları toplayıp Avrupadaki müzelerin koleksiyonlarını oluşturuyorlar... Bu da Orhan Pamukun müzesi. Curiosity biliyorsunuz merak demek, merak vitrini ya da merak dolabı gibi bir şey. Bence bu çağdaş sanat kapsamında değerlendirilemez. Çünkü Orhan Pamuk sonuçta sözsel kültürlerin temsilcisi ve şimdi biraz görsel kültüre doğru kayıyor, yani dünyayı görsel olarak ya da nesnelerle algılamak meselesinin içine giriyor. Bu romanda zengin sözsel dünyayı, bir de zengin görsel bir dünyayla tamamlamak operasyonu yapıyor gibi. Tabii ilginç bir şey Türkiye için. Çok değişik bir ortam yaratacak.
Birçok sanatçı yirminci yüzyılın son çeyreğinde kavramsal olarak bu müze meselesiyle uğraşmıştır. Bunların başında Fransız Marcelle Brode vardır. O müzelerin içinde kendi müzesini kurdu. Ama tabii burada bir kişinin hayatının bir döneminde bir enstalasyona benzer iş yapmasıyla, bir sanatçının bütün yaşamı boyunca sürekli enstalasyon yapması, yani yerleştirme yapması arasında fark var. Bence bu çağdaş sanat kapsamında değerlendirilemez. Görsel sanatla sürekli uğraşan bir insanın bir başlangıcı ve bir hedefi var. Oysa burada sözsel bir oluşumu görsel bir oluşuma çevirme işlemi var. Bu başka bir şey ve belki de bu bir strateji.
Levent Çalıkoğlu (Küratör)
MÜZE DÖNÜŞTÜRÜR, DONDURMAZ
Bir sanat yapıtını dünyadan alır, bütün bağlarından koparır, müzenin o steril, beyaz ve net atmosferi içine koyarsak onun bütün bağlarını unutmuş oluruz, Orhan Pamuk bunun tam tersini yapmaya çalışıyor. Dolayısıyla biz bunu yaşamın bir anının donabileceği fikriyle ilişkilendirelim. Onun dönüştürülebileceği fikriyle değil. O dondurmak istiyor, müzeyse dönüştürür.