Picasso kadın olsaydı Picasso ‘olabilir’ miydi?
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Kültür Sanat
Filmler
Sinema
Müzik
Edebiyat
Sahne Sanatları
Sergi
Mimari
Arkeoloji
İstanbul Bienali
Orhan Pamuk - Nobel
Altın Portakal
Cannes
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Kültür Sanat » Sergi

Picasso kadın olsaydı Picasso ‘olabilir’ miydi?

Sanatın, sanatçının cinsiyeti var mıdır? Sanat tarihçileri ve sanat eleştirmenleri kadın ve erkeğe eşit mi yaklaşırlar? Kadınlar müzelere sadece çıplak mı girebilir?


 DİĞER HABERLER

  KÜLTÜR / SANAT - EN ÇOK OKUNAN HABERLER

Esra Yalçınalp
NTV-MSNBC
Güncelleme: 17:01 TSİ 18 Temmuz 2008 Cuma

İSTANBUL - İletişim Yayınları’ndan çıkan Ahu Antmen’in editörlüğünde hazırlanan “Sanat/Cinsiyet: Sanat Tarihi ve Feminist Eleştiri” adlı kitap kadın ve sanatın yüzyıllardır süren ilişkisini sorguluyor. Kitap üzerine Ahu Antmen (Sanat Eleştirmeni - Yazar), Selda Asal (Sanatçı) ve İnci Eviner (Sanatçı) kadın sanatçı olmanın zorluklarını tartıştı.

Haberin devamı

PABLITA PICASSO OLSAYDI
Antmen, “Eğer Pablo Picasso kız olarak doğsaydı mesela bir Pablita Picasso olsaydı yine Pablo Picasso olabilir miydi?” sorusunu soruyor ve “Mesela babası yine yetiştirir miydi onu? Annesi yine ‘Sen çok büyük bir ressam olacaksın’ diyerek ona telkinlerde bulunur muydu acaba?” diye ekliyor.

Tarih boyunca kadın sanatçıların erkeklere nazaran daha az görünür olmasının ilk nedeninin kadınlara sağlanan olanaklar, daha doğrusu olanaksızlıklar olduğu vurgulanıyor.

ZATEN KOŞULLAR YARATILMADI
Ahu Antmen

Antmen, “Toplumsal tarihin gelişim sürecine baktığımızda erkeklerin ve kadınların rolü bellidir. Zaten kadınlara 19. yüzyılın sonuna kadar erkeklerle eşit düzeyde bir eğitim olanağı sağlanmamıştır. Eğitim olanağı sağlanabilmiş olsaydı, durum farklı olabilirdi. Kadının bütün bu tarihsel süreçte varolabilmesinin zaten koşulları yaratılmamıştır” dedi.

Asal, “Mutlu azınlık dediğimiz grup dışında kadınlar daha çok onlara verilen görevleri yapıyorlar. İşte çocuk doğurmak, evinin kadını olmak, ondan dışarıda kalan zamanda belki birşeyler yapabiliyor” diye konuştu.

Eviner ise, “Kadınların doğası zaten yaratıcıdır. Çocuk doğurarak bir ikilem çıktı karşılarına:
İnci Eviner

Çocuk mu kitap mı, çocuk mu sanat mı, çocuk mu resim mi diye. Aslında bu tamamen yapay birşey... Sanat risk taşıyan ve son derece zor bir süreç ve kadınlar da onay bekliyorlardı, ahlaki destek ve dayanışma bekliyorlardı. Tarihsel olarak bu dayanışmayı bulamadılar, bu onayı bulamadılar ve yalnızdılar.”

SANAT TARİHİ ERKEKLER TARAFINDAN YAZILDI
Asal ve Eviner’e göre, kadınlar büyük yapıtlar üretseler bile devantajlı konumdalar çünkü sanat tarihi erkekler tarafından taraflı bir şekilde yazılmış.

MOĞOL BİR CAZ PİYANİSTİ DE YOK
Asal, sorunu sadece “kadın” sınırlamamak gerektiğini vurguladı ve şunları söyledi:
Selda Asal

“Zambialı bir ressam önemli değil. Moğol bir caz piyanisti de yok. Aynı zamanda siyah bir ressam da yok. Aslında kadın da yok ama onlar da yok. Sadece Batı egemen bir sanat tarihi anlayışı hakim.”

Eviner de, “En çok gelenekten ve sosyal yapıdan etkilenen kadın gövdesidir, çünkü son derece kırılgandır ve arkasına aldığı kocaman tarihsel, geleneksel bir sanat bir birikim ve kültürel bir destek yoktur. Dolayısıyla kadınlar yokluklarından bir varlık oluşturmak durumunda kaldılar” dedi.

Antmen’e göre, 1960’larda ortaya çıkan feminist akımla birlikte kadınların sanattaki görünürlüğünde bir değişim oldu. Antmen, sanat tarihi kitaplarının yeni versiyonlarında artık kadınlara daha çok yer verildiğini, ayrımcı bir tavır taşımamaya sanat tarihçilerin çok dikkat etiklerini düşünse de, müze koleksiyonlarına çok fazla değişen bir durum olmadığını ama buna rağmen güncel kültürel etkinliklerde ve sanat tarihi yazımında bir dönüşüm olduğunu ifade etti.

KADIN ÜÇ KERE ZORLUK ÇEKİYOR
Asal’da Türkiye’de kadın sanatçı olmanın çok daha zor olduğunu ekledi: “Üzerinize giydiğiniz kıyafetler bile bütün kimliğinizi, cinsel kimliğinizi örtücek kıyafetler oluyor. Hiçbir zaman olduğunuz gibi olamıyorsunuz olduğunuz gibi oturamıyorsunuz, kalkamıyorsunuz. Bütün bunlar bence Türkiye’de sanatçı, kadın olarak kadın sanatçı olmanın zorlukları. Bir iş yaparken üç kere daha zorluk çekiyorsunuz psikolojik olarak mağduriyetlerden dolayı.”

Görünen o ki, kimi zaman toplumsal baskılardan, kimi zamansa tarih kitaplarının azizliğinden engellere takılan kadınlar, sanatçı kimlikleriyle de mücadeleye devam edecekler.

 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

Mehmet Esba  - İzmir
11 Temmuz 2008, Cuma 11:13  
Tüm bu söylenenlerde kadınların haklılık payı çok büyük, su götürmez gerçekler fakat bir başka nokta var ki değinmeden geçemeyeceğim.Bir genç kız düşünün varlıklı, eğitime değer veren kentsoylu bir aileden geliyor çok iyi bir eğitim almış birkaç dil biliyor.Sanatı seviyor biliyor, piyano,tenis,bale dersleri almış.Ama sonuç nedir;evlenip bir süs eşyası oluyor o parmak ısırtan bayan.Sanki tüm bunlar iyi bir koca bulmak için önkoşul gibi,evliliğin ardından bırakıyor kendini birçok kadın.Terk ediyor tüm uğraşlarını bir bir,o güçlü kadın gidiyor.Siniyor kocasının ardına

Bütün Görüşleri Oku

Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları