STOCKHOLM - Orhan Pamuk, Stockholmde NTVye verdiği demeçte, son dönemlerde, Nobel Edebiyat Ödülünün ve kendi emeğinin hakkını vermek için, siyasetle ilgili açıklamalardan uzak kaldığını söyledi. Pamuk, ayrıca Uzun bir süre sahalardan uzak kalmış bir futbolcu gibi, şimdi keyifle romanımı yazmak istiyorum. Hemen kapanıp yeni romanımı yazacağım diye konuştu.
| DİĞER HABERLER İÇİN TIKLAYINIZ |
 |
Banu Güvenin sorularını yanıtlayan Orhan Pamuk, ödülü alırken neler hissettiğini ve bundan sonra neler yapmayı planladığını anlattı.
 | |
Banu Güven: Orhan Bey, Nobel Edebiyat Ödülünü aldığınız açıklandığında ilk yaptığınız açıklamalarda henüz keyfine pek varamadığınızı, bunun biraz zaman alacağını söylemiştiniz ama sanırım artık keyfine varabildiniz değil mi?
Orhan Pamuk: Varıyorum evet. Bir defa kendim de Nobel ödülünü aldığıma alışmaya başladım. Bunun 2 aydır sevincini zaman zaman tek başımayken yaşıyorum. Ben bir yazarım, bir yazar için Nobel ödülü belki de verilebilecek en yüksek ödüllerden biri. Tabii en yüksek ödül, okurun ilgisi ve bunun sürekli olması. Nobel işte benim için asıl bu büyük ödüle giden bir şeydir. Yani dünyanın her yerinden okurlara daha da çok seslenebilme imkanı, daha doğrusu kendinizi merak ettirme imkanı. Bu oldu. Kitaplarım dünyanın, ne bileyim Çinde, işte senenin en çok sevilen kitaplarından biri olmuş. Bütün Latin Amerikadaki çok satan listelerinde. Şimdi baktım İtalyada da çok satan listelerinde. Her yerde böyle büyük bir ilgi var. Buna değer veriyorlar. Bundan sonraki kitaplarım için bu bana heyecan veriyor. Kafamdaki kitapları daha çabuk ve daha çok yazmak istiyorum. Çabuk yanlış anlaşılmasın, daha çok çalışmak istiyorum. Yani bu ödül bana hayatımın yazarlık mesleğimin sonunda, uğraştık uğraştık oldu, artık yeter yoruldum emekliye ayrılacağım değil, tam ortasında, benim bütün dünya okuruyla kavuşmama, onlara seslenebilme imkanı veren bir ödül oldu. Asıl ödülü benim için daha da kıymetli yapan şey, ödülü nispeten genç yaşta almam oldu.
 | |
Sanırım yeni kuşak bir yazar olarak İsveç Akademisini de heyecanlandırdınız gibi görünüyor. Siz bu fikri paylaşıyor musunuz? Ben İsveç Akademisinin Nobel Komitesi üyeleriyle, aslında bu kararın alınmasında en çok etkili olduğunu hissettiğim 10 kişiyle, bu bir hafta boyunca ahbaplık ettim, yarın da yine onları göreceğim. Onların ne okuduklarını, neleri sevdiklerini, ilgilerinin ne olduğunu gördüm. Bana da çok alttan aldılar, çok tatlı sözler söylediler. İsveç Akademisiyle -yani Nobel Komitesi üyeleri- yemek yedik, oturduk. Onlar Eee Bay Pamuk Kara Kitapın sonunda Rüyayı kim öldürdü diye sordular. Kara Kitap biliyorsunuz bir yanıyla da polisiye romandır. Bütün İstanbulu, kat kat İstanbul kültürünü, İstanbulun esrarengiz havasını işte yıllarca iğneyle kuyu kazarak yaratmaya çalıştığım bir dünyayı anlatır ama bir yandan da bir polisiye romandır. Bir adamın karısı kaybolur, adam bütün kitap boyunca karısını arar. Sonunda da işte, onun sonunu da söylemeyelim. Hepsi de çok zeki insanlar. Onlarla bunu tartıştık. Sonra şuraya geldik; kitap benim kastettiğim bir şey ama aslında metin başka bir şey söylüyor. Aslında doğrudur, Kara Kitaptaki katilin kim olduğu tam anlaşılmaz. Yani biraz bir ucu açık bir kitaptır. Böyle şeyler konuştuk, neler okuduğumuzdan konuştuk. Bana şunu da söylediler, çok da dostane; sen de artık bizlerden oldun. Kimi beğeniyorsun, hangi yazara başka bu ödül verilsin, bize rapor yaz dediler.
 | |
Kimleri konuştunuz diye sorayım. Ben artık o tarafa geçtim. Ben de sırları koruyan biriyim; söyleyemem. Gerçekten onlar da bana çok içten davrandılar. Onlar da söylenmemesi gereken şeyler anlattılar. Belki de bana güvendiklerini göstermek için yaptılar, ben de o güveni kırmak istemem.
Şöyle bir izlenime kapıldım. Engdahlin konuşmalarından da, hatta NTVye yaptığı bir açıklamadan da şunu gördük; sizin adınız daha önce de Nobel adayı olarak geçiyordu ve sadece geçen sene değil daha da öncesinde bunun söz konusu olduğunu söylediler. Sonunda bu ödülü almış olmanızdan dolayı Engdahlin zaten kamuoyuyla da açıkça paylaştığı bir mutluluğu var. Siz de kendi kafanızda bir gün o anonsu duyabilirim. O açıklamayı duyabilirim diye yaşadınız mı? Çünkü insanlar böyle hayaller kurar. Tamam söyleyeyim. Ben şimdi Nobel ödülünü aldım, herkes bana Eee bir gün bu Nobel ödülünü alacağını düşündün mü diye soruyor. İnsanın aklına gelir. Birincisi gençliğinizde -konuşmamda da söyledim- ileride paşa olacaksın hali. Babamın lafı, ama yalnız babam söylemiyordu. Gençliğimde pek çok yazar arkadaşım, pek çok seven, aslında bunun gerçekleşeceğini düşünmeden bir temenni olarak söyler. Hatta, çok güzel bir kitap, o herif bir gün Nobel alacak der, ama yani bu Nobel nedir, nasıl verilir düşünmeden bir öyle söylemek var. Bir de son 5-6 yılda bu iş her sene -hem Türk basını, hem uluslararası basın- bu ödülün açıklanmasından evvel telefonlar etmeye başladılar; adım adaylar şunlar falan diye gazetelerde geçmeye başlamıştı. Bu birazcık rahatsız edici olmaya başlamıştı. İnsan aday olabilir, 25 yıl daha alamayabilirsiniz. Belki 75 yaşında alabilirsiniz. O da kötü bir şey olur, ya da ölür gidersiniz alamayabilirsiniz de. Alacaksınız diye bir şart yok. Kendimi terbiye etmiştim, ediyordum. Sigarayı bıraktım ben 5 yıl evvel. Arada tekrar başladım 1-2 sene evvel. Mesela bazen çok canım sigara istediği zaman belki bir gün sigara içerim, bir gün Nobel alırsam sigara içerim demişliğimi biliyorum.
 | |
İçtiniz mi peki? İçmedim. Evet çünkü kıyamadım kendime diyeyim bir. İkincisi de aslında çalışmak istiyordum ve sigarayı bırakmak o kadar zor ki, o kadar emek vermişim. Bunu harcamamaya karar verdim. Akademiyle konuşmalarımda şunu gördüm biraz. Hani bir karar veriveriyorlar, birini seçiveriyorlar. Öyle değil yani; görebildiğim kadarıyla adaylar üzerine yıllarca onun kitaplarını okuyorlar da okuyorlar. Aralarında konuşuyorlar da konuşuyorlar. Böyle tuttukları bir sürü adaylar var.
Sizin yanınızda yaptıkları konuşmalardan kendi aralarındaki tartışmalardan hatta hani Quiz denebilecek, birbirlerini testlerden ... Kendi aralarında bir dil de oluşturmuşlar. Anladığım kadarıyla Akademi, Nobel ödülünü veren heyet özellikle orada çok sivrilmiş, çok çalışkan, çok okuyan, bu konuyu seven, inanarak bu işe gönül vermiş insanlar var.
Konuşmanızın sonunu bağladığınız nokta, babanızın size bunu ilk söylediği an. Babam mesela bunu söylerdi. O bir paşa olacaksın der gibi derdi.
Ama o zamanda aklınızda şöyle bir hayal canlanmış mıydı acaba? O zaman babam öyle derken ben bu işin somut kısmını, Stockholm, bilmem ne, ödül böyle şeyler düşünmezdim. Babamın beni desteklediğini, aslında iyi yazarsın dediğini bir Türk olarak uluslararası başarıyı çok istediğini bunun gibi şeyleri düşünürdüm.
Peki siz Nobel konuşması için kaleme aldığınız bu metni ne zaman ortaya çıkardınız? Yani aklınızda ne zaman şekillendi? Çünkü aynı zamanda sizin kendinizle bir hesaplaşmanız var içinde. Bir çok şey, evveliyatı da olmalı herhalde. Ne yazacağımı bilemiyordum, ama ahlakçı bir metin yazmamaya karar verdim.
 | |
Frankfurttaki gibi bir şey yapmak istemediniz. Frankfurtta yaptığım konuşma Almanya-Türkiye ilişkileri, Türkiyenin Avrupaya girme isteği, Türkiye-Avrupa ilişkileri üzerineydi. Nobel ödülü bütün dünyaya seslenen bir ödül. Sizi şimdi Çinde de okuyorlar. Beni zaten okuyorlardı. Latin Amerikada, Kanadada okuyorlar. Malezyada da... Hindistanda kitaplarım çok popüler, bunun sonu gelmez. Orada artık Türkiye-Avrupa ilişkileri bile yerel kalıyor. O durumda dünyaya sesleneceksiniz ve dünyanın da kulağını buraya vereceğini biliyordum ve dünyaya seslenmenin en kestirme yolu kalbinizin içinden geçer. Kendi içinizdeki karanlığa bakmaktan geçer. Kendiniz için yasak olan, tabu olan, içinizi yakan şeylerden cesaretle bahsediyorsanız inanın ki o dertleriniz bütün insanlığın dertleridir. Yalnızca görecek göz, görecek cesaret ve yürek gerekir. Hepimizin bildiği gibi babamızla ilişkimiz, babamızla olan aşk, nefret ilişkimiz kalbimizi kırması ya da ona olan düşkünlüğümüz, ondan kopamayışımız ve kendimizi özgür kılmak isteyişimiz babamızın bize örnek olması ve daha ileri gitmek isteyişimiz ya da onun mutluluğu ya da yaptıklarının yanında hafif ezilişimiz. Bir erkek için asıl insani konu budur ve bunun üzerine gitmeye karar verdik. Babam da yazar olmak istemişti. Beni belirleyen ve çok büyük bir kütüphanesi vardı. Canımı yakan, benim için önemli olan şeyleri içtenlikle bir 35 dakikalık konuşmanın içine koyarsam, bu 35 dakikalık konuşmayı da bütün dünya dinleyebilir, bütün dünyaya seslenebilirim diye düşündüm. Nitekim yarın BBCnin 60 milyon kişinin dinlediği radyosunda, Nobel konuşmamı -Babamın Bavulu- İngilizce okuyacağım.
Siz bireyin, kendi örneğinizden de yola çıkarak, canını en çok yakan, kendine dair şeyleri masanın üzerine koyup, onlara bakıp onları kabul edip sevip, barışıp öyle ilerleyebileceğini söylediniz konuşmanızda, ama aynı zamanda bunu toplumlara da uyarladınız ve aslında buradan ders çıkarmak da mümkün. Şimdi ders çıkarmak deyince belki bu hoşunuza giden bir ifade olmamıştır ama ben bunu söyleyebilirim. Yani batılı olmayan toplumların, bazı toplumların bunu yapamadığını belirttiniz. Konuşmamdaki tek siyasi yan, varsa eğer, Türkiyenin belki de konumundan çıkan özel bir kuvvetli yanımız var. Bir ayağımızı batıya basıp batıyı eleştirebiliriz. Bir ayağımızı geleneksel batı dışı toplumlara basarak orayı da eleştirebiliriz. Yani biz Türkler öyle bir yerdeyiz ki doğuyla da, batıyla da özdeşleşip ikisini de eleştirebiliriz. İkisinin aslında kavga etmemesi lazım. Nobel konuşmamım bence siyasi tek yanı batı dışı toplumlardaki aşırı milliyetçilik, batıya karşı aşırı hassasiyet, kırıklık duyguları, eziklik duyguları, hepimizin okuyup takip ettiği milliyetçi öfkelere, kızgınlıklara batı düşmanlığına varan şeye karşı bir şeyler söyledim. Onların akılsızca olduğunu, umut vermediğini söyledim. Batının kendini beğenmişliği, yok işte aydınlanmayı, Rönesansı yarattığı için zenginliği batı dışı dünyayı anlayamayışı da bir başka akılsızlığa varan ve bütün çatışmalara yol açan şey. Bir Türk olarak ikisinin arasında durduğumuz için bunları ve iki durumu da kalbimizde hissettiğimiz için severek yaptım ama orada dünyaya seslenebilmek için işte asıl siyasi sorun zaten dünyadaki zenginlerle fakirler. Batı, dünya içinde bir küçük azınlık aslında. Dünyaya hakim ve yönetiyor. Batı dışındakiler ise öfkeli ama öfkelerini başka türlü dile vurmaları gerekir. Batının da kendini beğenmişliğini bırakması gerekir. Nobel konuşmasının siyasi yanı buydu.
Sizin siyasi olduğunuz söyleniyor bazen. Siyasi konulara girmeyeceğiz ama bir takım tanımlar üzerinden gitmek istiyorum. Siz siyasi roman yazan bir yazar değilsiniz ama Kar siyasi olarak tanımlanacak, tanımlanabilecek bir romanınız. Başka da yazmam dediniz. Bir yazarın ya da bir başka bir dalda faaliyet içinde olan bir sanatçının siyasi olmaması, bir insanın siyasi olmaması ya da taraf tutmaması mümkün mü? Anlıyorum. Şimdi şöyle; siyasetten söz edilebilir, siyasetten söz etmekten vazgeçmeyeceğim. Bazen kafam bozuluyor, söylenmesi gereken şeyi söylemem gerektiğini hissediyorum. Bazen de öyle bir konuda ne düşündüğümü söylerken yine lafın ucu siyasete geliyor. Siyasetten kaçmak gibi bir durumum yok. Fakat şimdi bu ödülü aldım. Bu benim 32 yıllık çabama, Türkçenin şu kadar yıllık tarihine dayanıyor. Arkamızda duran İran kültüründen, Osmanlı kültüründen gelen bütün birikimi birleştirip bunu modern batı romanıyla birleştirdim. 32 yıl uğraşarak bir şey yaptım ve bunun bir edebiyatçının ödül olarak alabileceği en büyük şerefle, Nobel ödülüyle birleştirildiğini de gördüm. Bütün bu birleşme de dünyada zaten 46 dile çevrilmişti. Bana yeni milyonlarca okur getirdiğini gördüm. Bu arada 3-4 aydır da siyasetten ve siyasi herhangi bir açıklama yapmaktan kaçınmamın nedeni bu kadar çok özel şeyin birleştiği anda, söyleyeceğiniz en küçük siyasi şey abartılarak, abartılarak büyür. Büyük dünya gazeteleri Nobelli yazar şunu dedi, Nobelli bir insan, Türkiye-Avrupa konusunda bunu dedi der. Hem bana ödül veren Nobel kurumuna ve tarihine bir saygısızlık. Bana dünyada sağladığı ilgiyi sıradan geçici bir siyasi konuya tahvil etmek yanlış olacağı için hem de 32 yıllık çabama bir saygısızlık olacağı için. Hem de Türk edebiyatının dünyada benim üzerimden, benimle birlikte geldiği yere saygısızlık olacağı için. Siyaset sorup duruyorlar onlardan kaçıyorum. Hemen diyorlar ki; Orhan Pamuk siyasetten kaçıyor. Merak etmeyin, kaçmayacağım ama şu ara bu ödülün hakkını vermek için, bana bu ödülü verenlere ve kendi emeğime ve Türk edebiyatının geldiği yere saygılı olmak için sıradan yok bilmem ne olmuş, sıradan siyasi şeyler. Onları sorup duruyorlar. Onları söylerim 3 ay sonra, şimdi onun sırası değil. Bilmem anlatabiliyor muyum?
Siz konuşmayı yaparken, sonuçta sizin metniniz. Nasıl hissettiniz, hazırlarken nasıl hissetiniz? Şunu biliyorum yıllardır yazar olarak; insanları güldüren ya da ağlatan sayfalar yazarsınız ama siz onları yazarken ne gülersiniz ne ağlarsınız. Siz içten konuşursunuz. Mesele, yüreğinizde hissettiğiniz şey elinizin ucuna kaleminiz ucuna geliyor mu? O hüneri elde etmişsiniz. Sonunda duygulu bir şey yazdığımı biliyordum ama yazdığım o Nobel konuşmasını ilk okuyanlar mesela asistanım Emre, İngilizceye çeviren Maureen Freely onlar ilk tepkilerini söyleyene kadar yazımın çalışıp çalışmadığını, anlaşılıp anlaşılmadığını bilmiyorum bile. Ancak ilk tıpkı bir roman yazarsınız, 4 yıl çalışırsınız, anlayamazsınız bu iyi mi oldu kötü mü? İlk 10 okur aslında size herkesin ne göstereceğini söyler. İlk okurlarımda bunun duygulu bir konuşma olduğunu bana hatırlattılar ve ondan sonra gözyaşları dinmedi.
İlk hayal ettiğiniz yani bu günler geride kaldıktan sonra yapmaya hayal ettiğiniz, en çok özlediğiniz şey nedir? Ve kendinizi de sokaklara da atmak istiyor musunuz mesela rahat hissediyor musunuz bununla ilgili? Uzun bir süredir sahalardan uzak kalmış bir futbolcu gibi romanımı yazmak istiyorum, kendimi de rahat hissediyorum. Her zamanki hayatıma döneceğim. Bu Nobel ödülü ya da ün ya da aşırı ilgi belki benim için hayatın pratik yanlarını zorlaştırmıştır ama bunun karşılığında dünyadan milyonlarca kişinin ilgisini, sevgisini, milyonlarca okurun merakını, bundan sonra ne yazacak demesi gibi büyük bir ödül de aldım. Ünden, ilgiden şikayet etmek olmaz. Bu ödül bana verilmiş büyük bir şeref. Bunun yan sonucu olarak aşırı ilgi de hoşuma gidiyor. En sonunda bütün bunun arkasında kitap seven, benden yeni roman okumak isteyen Türk ve dünya okurlarının talepleri var. Merak etmeyin hemen kapanıp yeni romanımı yazacağım.
| DİĞER HABERLER İÇİN TIKLAYINIZ |
 |
| |